Kitablar

Fikir ve kalemleriyle İran devre-i intibahına hizmet edenlerin miktarı bi't-tabi' bu kadar değildir. Biz yalnız Türk olanlarından en meşhurlarını zikrettik. Şurası da şayan-ı dikkattir ki Şeyh Ahmed-i Ruhi20 Mirza Ağa Han Kir-mani21 gibi Fars mütefekkirin-i inkılabiyyunu dahi İstanbul'da ikamet etmiş ve buradan kesb-i feyz eylemişlerdir. Zaten İran intibah ve harekat-ı ahraranesini ihzar eden kuvvet ve amiller iki merkezde toplanmıştır. Bakü'da*[1]ve İstanbul'da.

İlk İran ihtilalci cemiyeti Bakü'da teşekkül etmiş idi. Buradan gerek Tahran'a ve gerek Tebriz'e mürşidler, fedailer, bombalar ve sair mevadd-ı infilakıyye gönderiliyordu. Bakü, Rus ihtilali senelerinde (1905 ve 1906) Rusya'nın da en ihtilalperver noktalardan sayılıyor idi; burası bir amele şehri olduğundan sosyalist partilerin nüfuzu hakim olan noktalardan birisini teşkil ediyordu. Bir zamanlar sosyalistler Bakü harekat-ı içtimaiye ve tezahürat-ı inkılabiyyesinin nazım-ı mutlakı idiler. Ne guna bir cemiyet teşekkül ederse etsin kendisine az çok sosyalistlik süsü vermeğe mecbur idi... Bakü'daki İraniler bundan müte'essiren Fırka-i İçtimaiyyun-Amiyyun-ı İraniyyan*[2] namıyla bir cemiyyet vücüda getirdiler. Cemiyetin merkezi Bakü'da idi. Kafkasya'da ve dahili İran'da şubeleri var idi. Cemiyetin a'zasını ekseriyetle Türkler teşkil ediyordu. Kafkasya'da teşekkül etmesi tabi'atıyla bunu icap etmişti.

Muzafferiddün Şah'dan22 pek suhuletle alınan meşrutiyetin istihsalinde fırka-i mezkürenin hayli yardımı olmuştu. Tahran'da ilk defa patlayan bombalar bu cemiyyetin Türk a'zaları tarafından atılmıştı. Mehemmed Ali Şah'ın meclisi mahv u hedminden sonra başlanan inkılabat esnasında dahi bu cemiyyet, gerek Tebriz'de, gerek Horasan ve gerek Reşt'de bir çok yararlıklar göstermiş ve huduttaki sıkı tarassudata rağmen, daimi surette erbab-ı ihtilale fedai göndermek, tüfek, fişek ve mevadd-ı infilakıyye tedarik etmek suretiyle mu'avenette bulunmuştur.

Ecnebi siyasetine alet olarak meşrutiyyet aleyhine bir su-i kasd icra edeceği meşrutiyet-perveranca isbat edilen sadrazam Mirza Ali Asgar Han Atabey'i öldürüp kendisini dahi der-akab katleden ikinci fedai*[3] Abbas Ağa da Türk esnaflarından bir genç idi. Abbas Ağa'nın ameli vatandaşlarınca ne derecelerde takdir olunduğunu yevm-i vefatının kırkıncı günü kabri üzerinde on binlerce zairden teşekkül eden büyük bir içtima' ve o içtima'da fedainin ruhuna ithaf edilen ateşin nutuklar göstermektedir.

İlk Meclis-i Meb'usan'da Türk meb'usları az idiler. Bu da kanun-ı intihabat iktizası idi. O zaman mebusların yarısı Tahran'dan diğer yarısı ise vilayetten seçiliyordu. Maa-ma-fih kemmiyyetlerine rağmen Azeri meb'uslar keyfiyetleriyle kesb-i temeyyüz ettiler. İlk meb'usanda Avrupa ma'nasıyla siyasi fırkalar yok idi; fakat mecliste iki aşikar cereyanın daima yek-diğeriyle çarpıştığı derhal göze çarpardı.

Bu iki cereyan, yenilikle eskilik cereyanları idi. Türk meb'usları ekseriyetle yeniliği temsil ediyor ve ekaliyyette oldukları halde meziyet-i zatiyeleriyle tefevvuk ediyorlardı. Yenilik cereyanının başında iki genç Azerbaycan meb'usu, meşhur Tağizade ile merhum Hacı Mirza İbrahim Ağa duruyorlar idi. Hacı Mirza, meclisin hedminden sonra idam edildi. Tağızade yakalanamadı ve İkinci Meclis-i Meb'usan Ahrar Fırkası'nın  riyasetinde bulundu.

Birinci Meclis-i Meb'usan devrinde Tahran'da. bir çok siyasi encümenler (klüpler) var idi. Bunlann sayısı yetmişe baliğ oluyordu. Encümenler Fransa inkılabındaki klüplere benziyorlardı. Bunlann içerisinde en nüfüzlu olanı "Encümen-i Azerbaycaniyan" idi. Bu, adeten bütün encümenlerin merkezi ve amiri hükmünde idi. Azerbaycan encümeninin a'zalarını ise ekseriyetle Türkler teşkil ediyorlardı; hey'et-i idare dahi Türkler elinde idi.

Muzafferüddin Şah'ın vefatını müte'akib Mehemmed Ali Şah meşrutiyyet aleyhine entrikalar çevirmeye başladı; "pederim meşrutiyyet değil, ancak bir müşavere medisi in'ikadını ilan etmiştir" diye meclisin nüfuz ve selahiyyetini tahdid etmek istiyordu. Bunun üzerine heyecana gelen efkar-ı umumiyenin başında yine de bir Türk şehrini, Tebriz'i görüyoruz, ki telgraflarıyla şahı tehdid ediyor ve bu telgraflarında birinci defa olarak hall'den bahsediyordu.

Mehemmed Ali Şah artık kat'i bir harekete karar vermiş; meclisi topa tutturmuş, ele geçen mebusları da darağacına astırmıştı. Bu şiddetlere karşı da kıyam eden yine kahraman Türk şehri Tebriz oldu. Evvelce şehirde müctemi' mürteci'lerin tenkiline baktı. Sonra da hükümet-i merkeziyye tarafından gönderilen asakir-i nizamiyye ve aşair-i müselleha tarafından taht-ı muhasaraya alındı. Şahın taht-ı kumandasında bulunan ve miktarı on bine karib olan bir kuvvet şehri bombardımana başladı. Muhasara on bir ay sürdü. Fakat gerek iki Türk bahadırı Settar Han ve Bağır Han idaresi altındaki mücahidler ve gerek biz-zat silaha sarılmış olan ahali kahramanane sebat ettiler, teslim olmadılar. Yalnız müdafa'a etmekle kalmayıp, hatta bir kaç kere hatt-ı muhasarayı yararak mukabil ta'arruz icrasına bile muvaffak oldular. Muhasaranın son günlerinde ahalinin açlıktan sokaklarda düşüp öldüğü vaki' idi; yine de müdafa'ada devam ediyorlardı.

Maku hanlığı dahi İran inkılabının kanlı safhalarına sahne olmuştur: Burada tam bir köylü ve ekinci kıyamı başlamıştı. Kıyamı idare edenler İran İçtimaiyyun-Amiyyun Fırkası'nın Türk ve Azerbaycanlı a'zalarıydı. Ehl-i kıyam bir aralık Maku hanına galebe çalmış ve Han, Rusya'nın hudud üzerindeki Erivan eyaletine iltica etmişti. Mezkur cemiyet a'zasından ve Azerbaycanlı Türk amelesinden meşhur Molla Ca'fer ile muharrir Said Salmasi bumuharebata iştirak eylemiş ve şehid olmuşlardır.

Tebriz'in on bir aylık mukavemet-i dilir-anesi ve Azerbaycanlıların fedakarlığı Horasan, İsfahan ve Reşt gibi Fars kıt'alarını da inkılaba sevketti. Reşt ile İsfahan'dan toplanan milli ordular Tahran üzerine yürüdüler ve Mehemmed Ali Şah'ı hall' ile meşrutiyeti istirdad ve şimdiki mini mini şahı tahta cülüs ettirdiler. Reşt inkılabını idare eden komite ile Reşt ordusu içinde bir çok Türkler var idi.

İlk meclisin tahribiyle ikinci meclisin in'ikadı arasında İran bir muharebe-i dahiliye sahne olurken İstanbul'da da Encümen-i Sa'adet-i Iraniyan namıyla bir İran komitesi teşekkül etmişti. Bu komite bir taraftan neşrettiği beyanınamelerle İran'da efkar-ı ihtilal-perveraneyi ikaza, keşide ettiği müte'addid telgraflarla Avrupa efkar-ı umumiyyesini tenvire çalışıyor; diğer taraftan da merakiz-i ihtilaliyye beyninde mübadele-i ma'lumat ve ahbar merkezliği vazifesini ifa ediyordu. İstanbul'un İraniler kolonisini teşkil edenler ale'1-umum İranlı Türkler olduğundan Encümen-i Sa'adet a'zası da Türklerden mürekkeb idi.

Tahran'ın meşrutiyyet-perverler tarafından zabtını ve Mehemmed Ali Şah'ın hall'ini müte'akib pay-ı tahtta Hey'et-i Müdire namıyla bir nev' direktuvar teşekkül etmişti. Bu hey'et adeten memleketin hakim-i mutlakı olmuştu. Direktuvar'ın a'za-yı nafizesinden bir kaçı Türk idi.

Muta'assıb Türk meşrutiyetçilerine karşı "muta'asib şahçı" olan Türkler'in hilaf-ı meşrutiyyet harekatı da vaki olmamış değildir. Ale'1-umum Şahseven aşiretleri hükumet-i cedide aleyhinde olup Tahran fethinden sonra meşrutiyyet-perveranı iyiden iyiye işgal etmişlerdi. Ahiren şah-ı sabıkun İran'a duhulu ile ser-zede-i zuhur olan vak'a-yı irtica'iyyede dahi Türkmenler meşrutiyyet aleyhine kıyam etmişlerdi. Bunlar mevki'-i içtima'iyyeleri iktizası olarak yeni usül-i idareyi istemiyorlardı. Kaşkai aşiretinin dahi meşrutiyyete karşı ittihaz etmiş olduğu ma'nidar vaziyetten meşrutiyetçiler daima ihtiyat ve ihtiraz üzre bulunmuşlardır. İran'da ikinci Meclis-i Meb'usan toplandığı vakit Avrupavari fırkalar teşekkül etti: Şiddetli vatanperverlik ile Ahrar cereyanını İran Demokrat Fırkası temsil ediyor, mu'tedil ve muhafazakar bir cereyanı da İçtimaiyyun-İ'tidaliyyun ünvan-ı acibiyle teşekkül eden diğer bir fırka ira'e eyliyordu. Fırkaların her ikisinde de mühim vazife ifa ederek fırkaların ruhunu teşkil eyleyenler Türkler idi. Demokrat Fırkası'nın Azerbaycan'da büyük nüfüz ve teşkilatı olduğu gibi meclisteki a'zasının ekseriyeti de Türk meb'uslardan terekküb ediyordu. Fırkanın reisi yukarıda zikri geçen Tebriz meb'usu meşhur Tağizade Seyyid Hasan Efendi idi. Meclisin bi-nazir bir hatibi addolunan Tağizade Efendi beyne'l-ahrar büyük bir nüfuza malik idi. Ikinci Meclis-i Meb'usan'da isbat-ı vücüd eden 90'a karib a'zadan 25'i Türk olduğu gibi Demokrat Fırkası'na intisab eden 21 meb'usun da 14'ü Türk idi.

İkinci meclisin in'ikadı müddetinde İran için ilk defa olarak büyük formada yevmi bir gazete neşrolundu. İran-ı Nev23 namında Avrupakari intişar eden bu gazete, İran'ın en çok okunan ve en nüfuzlu bir gazetesi idi.*[4] İran-ı Nev, Demokrat Fırkası'nm mürevvic-i efkarı idi ve erkan-ı tahririyyesini Azeri Türkler teşkil ediyorlardı.

İran inkılabında Osmanlı Türkleri'nin de iştirakı olmamış değildir. Bir kaç muhterem zatın Hoy, Selmas cihetlerindeki kardeşçe yardımlarını Türk tarihi elbette kaydedecektir.24 Kafkasya Türk matbu'atının İran inkılabı üzerine te'siri pek mühim olduğu gibi Kafkasyalı bir çok Türk fedaileri dahi İran'ın hürriyet gavgalarında can ve başlarını feda etmişlerdir. Makaleme hatime olarak mühim bir noktayı ihtara lüzum görüyorum: Türk inkılabçıları, Türk mebusları, Türk encümenleri dediğimizde bunların mahz Türklük namına hareket ettikleri düşünülmesin. İran Türk meşrutiyyet-perverleri Türklüklerini düşünmediler; bütün fedakarlığı ancak İranlılık ve vatan-ı müşterek namına icra etmişlerdir.

IRAN TURKLERI*[5]

-V-

Bu makalede İran Türkleri'nin edebiyatından bahsedeceğiz:
Azerbaycan'da lisan-ı resmi ve ilminin Farisi olduğunu evvelki makalelerimizde yazdı idik. Lisan-ı tahririn de Farisi olduğunu beyan edersek, artık İran Türk edebiyatının nasıl gayr-i müsa'id muhitte doğup yaşadığı anlaşılır. Bütün İran'da tedrisat hep Farisidir; yazıp okumak Farisi öğrenmeden ibaret; okuyup yazabilen Türkçe'yi müşkülatla okur. Hususi ve ticaret mektupları da hep Farisicedir. Hatta şehirde çalışan garip bir köylü kendi ahvalinden memleketine haber vermek istediği zaman, köşe başında oturan "mirza"lara (buranın arz-ı halcileri makamında adamlar) müraca'at eder, para verir, mektup yazdırır. Okuyup yazmak bilmemesinden dolayı kendi ailesiyle haberleşmek için yabancı birisinin vesatetine muhtac olan avam köylü "mirza"ya tabi'ı Türkçe söyler, fakat sokak "mirza"sı onun dediklerini tercüme ederek Farisice yazar. Sonra mektup köye gider  ve köy imamı tarafından yine okuyup yazmak bilmeyen mürselün-ileyhine okunur ve tercüme edilir. Hülasa Arapça nasıl bir lisan-ı dini ise Farisice de o derece bir selahiyet ve nüfuzu haiz lisan-ı tahrirdir. Türkçe konuşulur, Türkçe nutuk edilir, Türkçe vaazlar söylenir. Fakat yazıya gelince hep Farisi kesilir.

Lisan-ı Farisi'nin bu derece maddi ve ma'nevi ta'ammümü İran Türk üdeba ve şuarasının bir Farisi edib ve şairi olmalarına ve eserlerini Farisice yazmalarına sebep olmuştur. Kudema miyanında İran üdebasından Azerbaycanlı Şems-i Tebrizi, Hakani-i  Şirvani,   Kasım  Envar Serabi, Katran Tebrizi, Assar Tebrizi, Vahid Tebrizi, Mehseti Gencevi (kadındır), Hatib Tebrizi, Evhedi Merağai, Saib Tebrizi ve gayrihi gibi sahib-i divan bir çok Farisi-nüvis üdeba ve şuara vardır. İran devre-i teceddüdüne mahsus Farisi edebiyatının Türk olan meşhur üstadlarını  ise  geçen  makalemizde  ta'rif  etti   idik.   Fakat yazma ve okumanın sırf lisan-ı Farisi taht-ı inhisarında oluşu bile, Türkçe düşünen ve Türkçe konuşan büyük bir kütleyi milli bir edebiyyattan müstağni' edemez idi; ve fi'l-vaki' edememiştir de. Her ne kadar İran terbiyesi alan Türk  urefa  ve  üdebası ve yazıp   okumak  bilen sınıfın  "havass" ta'bir edilen kısm-ı  mahdudu Farisi edebiyatının harim-i ma'neviyyetinden hisse-yab-ı zevk olsalar da, havassın bu temayülü, avamın kendi böğründen doğma bir edebiyyata olan ihtiyacını teskin edememiştir. Lisan-ı Farisi'nin rumuzat-ı amika-yı edebiyyesine akıl erdirecek kadar kesb-i savad edemeyen bir ekseriyet vardı ki, ne Ömer Hayyam'ı, ne Firdevsi'yi, ne Hafız'ı ve ne de Sa'di'yi anlayabilirdi. Sonra İran memalik-i  şarkiyyedendir:  Demek  ki  ahalinin  ekseriyeti cahildir,  okuyup  yazmak  bilmez.   İran'da  bir  kelime Farisi bilmeyen külliyetli Türkler vardır.  Tabii bunların da kendilerine mahsus edebiyatı olacaktı. Elhasıl Farisi edebiyatı her ne kadar İran Türkleri'nin havassını bel' etmişse de avam kısmını milli bir edebiyat edinmek ihtiyac-ı tabi'isinden müstağni edememiştir.  İşte İran Türk enamının  (demokrasisinin)  bu  ihtiyacı,  İran Türk edebiyatını meydana getirmiş ve milli şairlerin zuhuruna sebebiyet vermiştir.

Azerbaycan Türk edebiyyatı*[6] her bir edebiyyat gibi iki kısma bölünür: Bir kısmı sırf milli ve tabi'i olan kısımdır ki "Aşık Garib", "Kerem ile Aslı" ve "Köroğlu" gibi Anadolu ve Kafkasya köylerinde aşıklar (meddahlar) tarafından mecma'larda söylenen hikayelerden ve ağızdan ağıza yayılmış mani(şarkı)lerden ibarettir: Kısm-ı diğeri ise yazılı Türk edebiyyatıdır. Bu ikinci kısmı tedkik edelim. Yazılı Türk edebiyyatının kendine mahsus bir şekli yoktur. Buedebiyat, Farisi edebiyattan kesb-i feyz eder. Türkçe şiirlerde kullanılan kavaid-i aruziye, tarz-ı ifade, hissiyat ve me'ani tamamiyle Farisiceden alınıyor. Türk şiirleri adeten Fars eş 'arının birer tercümesidir. Şu kadar var ki Türkçe şiirler daha basit ve daha ammi bir kütle-i nasa hitab edildiğinden eş'arı Farisiyye kadar inceliklere malik değildir.

İran'da yazılı Türk edebiyyatı başlıca iki şekilde tecelli etmiştir: Mersiyye, mudhike. Azerbaycan Türk şairleri ya kör oluncaya kadar ağlar ve ağlatırlar ve yahud bayılıncaya kadar güler ve güldürürler. İran Türkleri'nin dindar, hatta muta'assıb olduklarını zikretmiştik. Bu dindar halk, senenin kısm-ı mühimini, hususiyle Muharrem'in ilk günlerini nevl ve matemler içerisinde geçirir. Her sene bir vazife-i dindarane olmak üzere şüheda, evliya şerefine ve Kerbela faci'ası mağdurları yadına garra meclisleri kurarlar. Bu meclislerin nevha-gerliğini Türk şuarası ifa ederler; ve bununçün divanlar dolusu mersiyye yazarlar. Bu mersiyyeleri ahali ezberler, okur, ağlar ve şairlerine rahmet gönderir. Mersiyye edebiyyatı Farslar'da da vardır, fakat Türk mersiyyeleri kadar mebzul değildir. Mersiyye-nüvislerin en meşhuru Tebrizli Raci'dir25.

İşte Raci'nin mersiyelerinden numune olarak bir kaç beyit: Şair, meşhed-i Kerbalayı tasvir ederek diyor ki:

"Gördü üsera, çün, şühedaya kefen olmaz:
Arz ettile(r) ya Rab, bele (böyle) derd ü mihen olmaz
Yüz katl-gehe koydula(r) banale (be-nale) vü feryad
Min (bin) şurla her bülbül eder öz (kendi) gülünü yad;
Gördüle(r) düşüb serv, yıhılmış (yıkılmış) yere şümşad
Solmuş gül ü sünbül, bele (böyle) sahn-ı çemen olmaz!”.
Gülsüm tapıp başsız alemdarı töküp yaş,
Gördü ki hemi kol kesilip zülmle hem baş;
Arz eyledi: Ne kül sovuram (savurayım) başıma kardaş!
Başsız beden ahır olu (olur ama) kolsuz beden olmaz'."

Azerbaycan şuarası hepsi mersiyye-nüvistirler. Meşhurlarından biri de "Dilsuz'dur.26

Her bir amelin bir aksü'l-ameli olur. Tabi'i müfrit derecede ağlayan bir kavim daha fazla gülmek de ister. İşte bu ihtiyaç, nevha-ger olan Azeri şairlerini aynı zamanda hezel-gu dahi etmiştir. Ve tuhaftır ki o kadar rakik hissiyat-ı diniyyeyi müfrit bir surette te'siryab eden ve kari'lerini "kan ağlatmak" isteyen şairler, aynı zamanda komiklik de ederler. Azeri Türk şuarası hem haile-nüvis, hem mudhike-nüvistirler.

Mudhike kısmı da mersiye kısmı gibi ifrat derecesine varmıştır. Mudhikeler ale'l-ekser kaba bir hicivden ibaret olur. Maamafih içerisinde zarif numüneleri de az değildir. Hiciv yazanların en meşhuru son senelerde vefat eden Tebrizli La'li'dir27. İşte asar-ı latifesinden bir numune, ki Tiflis'de (Kafkasya merkez vilayeti) ikameti esnasında inşad etmiştir:

"Birce (bir parça) insaf kıl Hüdavenda
Bıı beden kurguşundu (kurşun mu), ya misdi (bakır mı)?
Kürehane (fırın) değil bizim menzil (oda)
Neye lazımdı(r) bu kadar isti (sıcak)
Bu hava hatt-ı istivaya gerek,
Sakinin-i şimale çoh(k) pisdi(r)!
Bizim ev Mekke, men (ben) Arab deylem.
Arabistan değil bıı, Tiflisdi!(r)
Şehre od yağdırıp, çölü (taşrayı) sovdup (soğudup)
Bilmirem bu nece mühendisdi(r)?
İstini gışda ver ki bendelerin
Çohu(ğu) üryän, ür, müflisdi!(r)"

İran Türk edebiyatı her ne kadar mersiyye ve hicv*[7] ile dopdoluysa da, düşündüren ve hissiyat-ı nezihe-i şairaneyi okşayan parçalardan da mahrum değildir. Düşündürenlerden Mehemmed Bağır Halhali*[8]'nin28 meşhur eseri olan Sa'lebiyye'yi zikredebiliriz. Sa'lebiyye bir tilkinin sergüzeştini hikaye eder, ahlaki bir hikaye-i manzumedir. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Bir çok hikemi emsal ve hikayeleri ca-mi'dir. Avamın anlayacağı bir tarz-ı beyanla ifade-i meram eder. Kendisinin:

"Deyip çoh(k) mezheke gıldım zarafat
Onun zımnında yazdım hem nasihat;
Niçünki (çünkü) halga hak acı gelipdir,
Zarafat sözleri şirin olupdur;
Gatıştırdım ikisin (ikisini) geldi hale,
Yetişti münteha-yı i'tidale."

dediği gibi efkar-ı ciddiye ve hikemiyyeyi:

"Dedi tilki, eceb avare galdım,
Horus elden çıhıp bi-çare galdım
Gazılandım, yalandan abid oldum
Şeri'at ehli oldum, zahid oldum
Ne yaman lafz idi geldi dilime
Beylencik (böyle bir) fatiha değsin ölüme!"*[9]

gibi zarif ve hafif bir takım temsillerle mezc eder. Azerbaycan Türkleri miyanında en çok okunan bu eser-i edebiden, kari'ini tefekküre sevk eden bir kaç satırını aşağıya alıyoruz.

Şair-i hakim, mu'asırının her daim badi-i şikayeti olan evza'ı içtima'iyyenin adem-i i'tidalini tasviren diyor ki:

'Besi hayretdi (çok şayan-ı hayrettir) bıı çerhin gararı
Bilinmez işdi(r) alemin kar u barı (kuruluşu)
Birisine müyesser naz ü ni'met,
Birisi aç, çeker yüz min (bin) mezellet:
Birisi başa goymuş tac-ı şahi,
Birisi baş açıg, yohtur külahı;
Biri eynine (sırtına) giymiş rahat atlas,
Biri üryan galıp bir parça et, bes! (ancak)
Biri taht-ı murassa' üste ka'im,
Biri hak-i mezellet üste daim
Biri nöker, birisi han olupdur.
Biri tabin (nefer) biri sultan*[10]  olupdıır.
Biri dildarını çekmiş gucağa,
Birisi odlanıp nar-ı firağa;
Birisinin sözü mat etmiş ağlı
Biri yazmış menimtek (benim gibi) tilki nağılı!.."

Sa'y ve ameli tervicen de;

"O kesler kim cihanda işlemezler
Çörek (ekmek) hergiz (mutlak) doyunca dişlemezler
Oturma menzilinde, ey nikinam
Deyip rezzakdır Allah, dutma aram!
Telaş eyle, ki ruzin (gündeliğin) yetişsin,
Bunıı terk eyleme ta ömr geçsin”

diyor.

Hissiyat-ı şairaneyi okşayanlara gelince: Hacı Mehemmed Ali Sabit Tebrizl'nin29;

''Yağupsan (toplamışsın) başına bu hatt u hal ü zülf ü müjganı...
Gene peygamber-i huban, bu ne icma'-ı ümmetdir?!.."

gibi nükat-ı latifeyi mutazammın şiir numuneleri olduğu gibi, atideki misalde görüleceği üzre teşbihat-ı şairane ile mümtaz gazeliyat da yok değildir. İşte Raci'nin gazeliyatından bir kaç beyit:

"Cana, husüf-i mahı müneccim eyan deyir
Göster yüzün: desünle(ler ki) o fahiş yalan deyir
Sinen görende gönlüm ucaldır figanımı:
Sübh açılanda çünkü müezzin ezan deyir
Gan etdi bağrımı leb, içim men de ganını,
Çün kadı-i vilayetimiz gane gan deyir..."

Asar-ı manzumeden kaside kısmı dahi mebzuldür. Dervişlerin kapı kapı dolaşıp evliyalara ait okuduğu medayih ve kasaid aglebi Türkçe manzum kasidelerdir ki Türk-İran şairleri tarafından yazılmıştır.

Edebiyyat-ı milliyenin mensur kısmı da vardır. O da manzum kısmı gibi dini mevzu'lar üzerine yazılmıştır. Kerbela faci'a-yı elimesinin tarihini ihtiva eder. Bu kabilden olarak Dahil30 ile Kumri'nin31 eserleri pek ma'ruf olup, şah-kar addedilmektedir.

<< Əvvəli | < Geri | İrəli > | Sonu >>

*[1] Kafkasya'da bir Türk şehri ve memleketidir.

*[2] İran Sosyal Demokrat Fırkası.

*[3] Birinci fedai  Mirza Rıza Kirmani'dir ki Nasirüddin Şah'ı katleyledi.

*[4] İran-ı Nev'in ser-muharriri, bu pek mühim makaleleri bize lütfen yazan Resulzade Mehmed Emin Efendi idi. (Türk Yurdu).

*[5] Türk Yurdu, 2. c., 1328/1912, Sayı: 10(22), s. 670-678.

*[6] Azerbaycan Türk edebiyatının Kafkasya kısmı epeyi ilerlemiş ve adeta şekl-i resmı ve milli almıştır. Biz, burada ancak İran Azerbaycanı  edebiyatından bahsedeceğiz.

*[7] Metinde "heca" yazılıdır. Tashih hatası olduğu düşünülerek hicv okundu (Naş.).

*[8] Takriben bundan 30 sene evvel vefat etmiştir.

*[9] Tilki horusu tutarak kadılık sıfatını takınır ve horusu "hilaf-ı din ü ayin irtikabatta bulunmuşsun" diye, itham eder ve ceza olarak kendisini yemek isterken, horııs hile işleyerek evvelce "Fatiha" okumasını  mütedeyyinane rica eder. Tilki, Fatiha okumak istendiğinde ağzını açar ve horus kaçar, ki iktibas edilen ebyat tilkinin makam-ı ye'sde säylediği sözlerdir.

*[10] İran nizamında yüzbaşı rütbesine "Sultan " ıtlak olunur.