Kitablar

XVII. asrın ibtidalarında, Ruslar Dağıstan’da yerleşmek için teşebbüs etmişlerdir. Fakat bu, yerli kuvvetlerle def’ olunacak zayıf bir teşebbüs mahiyetinde olmuştur. 1722 senesinde, İran kargaşalığından bi’l-istıfâde, Büyük Petro İran seferine teşebbüs eylemiştir. 1723’te mün’akid Petersburg mu’ahedesi mucibince Hazar denizinin garbî ve cenubî sahilleri Astarabad’a kadar Rusya’ya terk olunmuştur. Mu’ahede ahkâmının icrası kuvveden fiile gelmeden ve Rusya bi’l-fiil Gilan’ı işgal etmeden Rus imparatoru kendisini Türkiye’nin müdahalesi karşısında bulmuştu. Rus tecavüzüne ma’ruz kalan Şirvanlılarla Dağıstanlılar’ın imdadına koşan Türk ordusu Gürcüstan’a girmiş, sonra da Muğan ile Şirvan’ı zaptetmiştir. İş bu şekle girince Petro, Fransa’nın tavassutuyla, işi silahtan diplomasiye çevirmiş, neticede, Dağıstan, Derbend ve Bakû Rusya’da kalmak şartıyla, bir musalaha akd edilmiştir. Aynı zamanda İran üzerine hücum eden Osmanlı ordusu, Hemedan’ı zaptederek, Kâşan-İsfahan istikametinde ilerilemiş, nihayet, iki taraf arasında min’akid mu’ahedeye göre, Cenubî Azerbaycan İranlılar’da, Şirvan ile Gürcistan da Osmanlılarda kalmıştır.

Nadir Şah’ın zuhuru üzerine vaziyet yine değişmiş, Safevîler’in za’afı esnasında elden giden memleketler tekrar İran eline geçmiş (1736 Mu’ahedesi); Nadir Şah kendi hakimiyetini Derbend’in şimalinde vaki’ “Kız”lara kadar tevsi’ eylemiştir. Nadir Şah , Muğan’da suvarma (sulama-Naş.) kanalları te’sis eylemiştir. Diğer tarafdan Berde şehrinin tahribi de ona atfedilmektedir. Nadir, Safevîler’e rağmen, Şiîliği değil, ittihad-ı İslam şiarını ortaya atmış ve bu maksatla Muğan’da davet ettiği Kurultay’a bir karar çıkarttırarak işbu maksatla bütün İslam dünyasına hitap etmiş, Türkiye’ye de müracaatta bulunmuştu.

XVIII. asrın sonları ile XIX. asrın evvellerinde Ruslar’ın Kafkasya’ya ta’arruzları tecdîd olunmuş; bu ta’arruz, 1828 senesinde mün’akid Türkmençay Muahedesi ile neticelenmiştir ki bu, Rus istilasının Kafkasya’da kökleştiği menhus bir tarihtir.

5) KAFKASYA’DA TÜRK İSLAM HANLIKLARI

Nadir’in Kafkasya memleketlerinde te’sis ettiği hakimiyet tedhiş ve terhîb usûlüne  müstenid bir sistemdi. Hindistan ve Afgan seferlerinde meşgul olduğu zaman Şarkî Kafkasya vilayetleri isyan çıkarmış ve bununla / / Nadir’in Kafkasya’yı yeniden feth ve zaptetmesine sebep olmuşlardı. Nadir Şah’ın Dağıstan Şamhalları ile Azerbaycan hanlarından Şekili Çelebi Han’a karşı icra ettiği kanlı ve anûd mücâdele şâyân-ı kayddır.

1739 senesinde Nadir Şah’ın katli üzerine İran tekrar dahili müharebelere ve saltanat da’valarına ma’ruz kaldı. Bu hadise Azerbaycan ile Şarkî Kafkasya’daki yerli valilere, emirlere ve han sülâlelerine harekete geçmek için fırsat teşkil eyledi. Hanlıklar istiklâllerini ilan ettiler. Nadir’den sonraki  fetret devrini tesviye etmek iktidarını göstermeye başlayan Kacar sülâlesi, İran hâkimiyetini Kafkasya’ya teşmil edemedi. Kacar sülalesinin yavuz hükümdarı Ağa Mehemmed Şah, Gürcistan’ı tarac ettiği gibi, kendisine teslim olmayan Karabağ’ı da harble zabt ve tahrîb etti*[1].

XIX. asrın ibtidalarında Kafkasya’yı istilaya kalkan Rusya çarlığı bi’l-hassa  bu hanlıklarla uğraşıyor, muhtelif zamanlarda, muhtelif safhalar arz eden bu mücâdele senelerce devam ediyordu*[2].

Dahilî teşevvüş ve ihtilallerle uğraşmak zaruretiyle kâfı derecede faaliyet gösteremeyen Osmanlılarla İranlılar’ın za’afından dolayı Rusya ile mücâdelede kendi kendilerine terk olunan bu hanlıklar, büyük Petro’nun ıslahatı ile Avrupaî bir orduya malik kuvvetli bir devlete karşı- İran’ın birkaç müdahalesi müstesnâ - yalnız başlarına mücadele etmek mecburiyetinde kalmışlardı. Hanlıklar aynı zamanda Gürcistan krallığının Rusya’ya ilticası ile de müşkül mevki’e düşmüşlerdi. Tiflis’i üssü’l-hareke olarak kullanan Rusya, Şarkî Kafkasya ile Dağıstan hanlıklarının arkasına geçmiş bulunuyordu*[3].


Aynı zamanda Türk unsurunun içerisinde bulunan Ermeniler de şimalden gelen düşmanın hakikî müttefikleri idi. Bütün bunlara feodal birer teşekkülden ibaret olan hanlıklar arasında // kâfî derecede irtibat ve vifak değil, bazen hatta adavet ve şikâk olduğunu da ilave edersek, Rusya istilasına karşı ne gibi nâ-müşâid bir şerâit tahtında mukabele edildiği anlaşılır.

Kafkasya hanlıkları, ma’lumumuz olduğu vechile kâh Türkiye, kâh İran nüfûzu altında ve tabi’yetinde olup, kâh müstakil ve kâh da yarım müstakil bir hayat yaşamışlardı. İran ile Rusya arasında bağlanmış 1808’de Gülistan ve 1828’de Türkmençay muahedeleri mucibince Rusya çarlığına terk olunan arazi, Dağıstan , Kuba, Bakû, Lenkeran, Şeki, Şirvan, Gence, Ilısu, Karabağ, Nahçıvan ve Revan (İrevan) hanlıklarından ibaret idi. Bu hanlıklar Koyunlular sülalesinin inkırazından sonra Safevîlerle Osmanlılar arasındaki mücadelerde - Şah Abbas devri ile Nadir devri müstesnâ - istiklâllerini te’min etmiş, Şeki hanı Hacı Çelebi Han’ın “Gelesen göresen” kalesinde Nadir’e karşı gösterdiği mukavemetin mislini Karabağ hanlığı da yavuz Ağa Mehemmed Şah Kaçar’a karşı ibraz eylemiştir. İşbu hanlıklar meyanında eski Şirvanşahlar memleket ve an’anatına tevarüs eden Şirvan  hanlığı diğer hanlıklara nisbetle daha uzun yaşamış, muhtelif zamanlarda yetişen Şirvan sülâleleri İslâm tarihinde çok mühim eserler bırakmışlardır*[4].//

Hanlıkların Rusya’ya karşı vuku’ bulan mücâdelelerini bütün safha ve tavsilatı ile anlatmak için makalemizin çerçevesi müsait değildir. Şu kadar ki bu hanlıklardan bir kısmı çar istilasına karşı son dereceye kadar mukabele etmiş, yalız bu gayr-ı müsavî mücadelede mumtazam ve mücehhez bir kuvvete karşı baş eğmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu mücadeleden en tipik olanı Dağıstan’da Şeyh Şamil, Azerbaycanda’da Cevad Han’ın tarih sahifelerine şan ve şerefle geçmiş bulunan kahramanca gazâlarıdır.

İbtidâ Gazi Molla ve Hamza Bey tarafından başlayan, sonra da meşhur İslam kahramanı Şeyh Şamil tarafından şan ve şerefle idame olunan Dağıstan mücadelâtı coğrafî mevki’in verdiği fâikiyyetle yarım asrı tecâvüz eylemişlerdir.  Dağlık muhitin doğurduğu istiklâl ve mücâdele ruhuna dinî bir kudsiyet vererek Müridizm namı ile ma’ruf olan bu hareket Kafkasya mücâdele tarihinin en şanlı sahifesini teşkil eder.


Fakat Dağıstan gibi geçilmez ve sarp dağlar başında değil, müdafa’asını Gence gibi geniş ve düz bir ovada yapmak mecburiyetinde kalan kahraman Cevad Han’ın Çiçiyanov (Sisiyanov Naş.)un faik kuvvetlerine karşı vuku’ bulan uzun ve çetin müdafa’ası da az şerefli değildir. Kaç defa vaki’ olan ve müsait şartları ihtivâ eden teslimiyet tekliflerini nefretle reddeden “Ölmek var, // fakat dönmek yoktur!” diye mukabelede bulunan Cevad Han beşerî imkânın son derecesine kadar , köpürmüş arslanlar gibi, ka’la topunun başında, elinde şemşîr, kâle bârûsunu aşarak hücum eden düşmana karşı, celâdetle vuruşmuş ve bir oğlu ile beraber, vazife başında, şehid düşerek, sözünü tutmuş, ölmüş, fakat teslim olmamıştır*[5]

Biri Şimalî, diğeri Cenubî Kafkasya’nın istiklâl müdafa’asını  termîz eden bu iki kahraman simanın müheyyic hatırası hâlâ ruhları tehzîz etmekte, hürriyet ve istiklâllerine çok merbut olan Dağıstanlılarla Azerbaycanlılar için bu, heyecanbahş bir cidal remzini teşkil eylemektedir./ /

II

RUS İSTİLASINDA YÜZ SENE

1. Şarkî Kafkasya’da Çar Siyaseti 2. Kafkasya Türkleri’nde Edebî Millî İntibah; 3. 1905 İnkılabından Sonra; 4. Kafkasya Türkleri’nde Siyasî Mefkûreler; 5. Büyük İhtilâl Esnasında Kafkasya.

1) ŞARKİ KAFKASYA’DA ÇAR SİYASETİ

Çarlık, Kafkasya hanlıklarını mağlub ettikten sonra işin başlangıcında, idare-i maslahat ederek, hanlıkların dahilî işlerine karışmadı. Kendisine mukavemet göstermeden dehalet eden hanları işlerin başında, kendi hallerine bıraktığı gibi, mukavemet gösterenlerin yerlerine kendi nasbettiği hanlara bile dahilî işlerde vâsi’ selahiyyetleri verdi. Hanlıklar dahilinde mevcut idare sistemi aynı ile ibkâ edildiği gibi, kaza hakkı dahi mehakim-i şer’iyye elinde kalmıştı. Şehirlerde bulunan Rus garnizonlarının i’aşesine ait mükellefiyetleri ile Rus devletine verecekleri haraçtan başka hanlar yeni hiç bir şeyle mukayyed değil, ahali ile mu’amelelerinde tamamiyle serbest idiler. Hanların bu dahilî istiklali Rusya ile akdettikleri mu’ahedelere tesbit ve ta’yin olunmuştu. Fakat bu hal uzun sürmedi. Türkiye ve İran devletleri ile hesabını hall ve tesviye ettikten ve yer yer zuhur eden isyan ve kıyamları tamamiyle yatırdıkdan ve bi’l-hassa Dağıstan kıyam ve isyanının tesviyesinden sonra, çarizm, sabık hakimiyet ve istiklalden zerre kadar nam ve nişan bırakmamak politikasına geçti. Hatta, sadece kılınç gücüyle kendine tabi’ ettirdiği Şarkî ve Şimalî Kafkasya’daki hanlıkları değil, dahilî istiklalini temin etmek şartıyla kendine iltica ve iltihak eden Gürcistan’ı bile şiddet ve’unfla tazyik ve idare etmeye başladı. Bin bir entrika ve hilelerle eski hanedanlara mensup prensler, hanlar ve hanzâdeler, şu ve ya bu sebeple itham olunarak, mevkilerinden atılıyor ve Rusya içlerine nefy olunuyordu. Mistakil ve yarım müstakil hanlıkları mahvetmek suretiyle, çarizm, geçmişe ait her türlü istiklal hatırasını silip atıyordu./ /

Bir tarafdan bu ameliyyeye müraca’at eden çarlık, diğer tarafdan da yeni yerleşdiği memlekette istinad edebileceği içtimaî bir zümre hazırlıyordu. Hanlar devrinde kapıkulluğunda bulunup da bey namını alan zatlar Rus ordusunun istediği bu zümreyi teşkil edebileceklerdi. Hanlık devrinde arazinin mülkiyet hakkı bi’l-fiil hana ait idi. Meskûn arazi ra’iyyetlerin idaresinde idi. Bu arazinin idaresine ta’yin ettikleri beylere hanlar tarafından ahaliden mu’ayyen miktarda gelir almak hakkı veriliyordu. Fakat bu hak hiç bir zamanda daimî olarak verilmez, beyin ha’iz olduğu idare hakkı, hanın irade-i mahsusası olmadıkça , evladına tevarüs etmezdi. Bey idare ettiği araziyi satabilmezdi. Yalnız, bu idaresine mukabil, umumî araziden bir hisse alırdı ki bu hissenin zer’i de ahali tarafından angarya tariki ile icra olunuyordu. 1846 senesinde neşrolunan bir irade ile çar hükümeti Kafkasya hanlıklarının Rusya tarafından işgali esnasında ecdadları tarafından idare olunan arazi üzerinde beylerin mülkiyet hakkını tanıyor ve bu arazi üzerinde ziraatle meşgul olan köylülere ise o zamana kadar taşıdıkları “ra’iyyet”, “rençber”, “nöker” gibi muhtelif ünvanları şamil olmak üzere “mülke-dâr teb’ası” ıstılahını vaz’ ediyordu. “Teb’a” kullandığı arazi mukabilinde “Bey”e muhtelif nev’iden vergiler vermek mecburiyetinde kaldığı gibi “mülke-dâr” da sahip olduğu mülk üzerinde zabıta ve idare hak ve salahiyetini alıyordu. Bütün bu iltifatlara karşı ise beyler, “devlet tarafından kendilerine tevdî’ olunan vazifelerin i’fası için ta’til ve ta’vike mahal bırakmadan canla ve başla hazır olmalı” idiler.

Şu suretle, çarizm, “aristokrasi” zümresini kendisine rabt etmiş oluyordu. Aynı şeyi Rus hükümeti Gürcistan’da tatbik ediyordu. Hanedana mensup Bakunişvili ve Tavada tabir olunan şehzadelerin ehemmiyet ve itibarını azaltıyor, buna mukabil Aznavur denilen beylere ehemmiyet ve itibar veriliyordu. Mamafih Şarkî Kafkasya’da vücuda getirilen bey zümresine , Gürcistan’daki “Aznavurlar”a verildiği gibi, zümre teşkilatı yapmak hakkı verilmediğini de kayd etmeliyiz. Rusya’da olduğu gibi Gürcistan’da da dvoryanstvo (asilzâdegân) kendine mahsus teşkilata malik iken, Azerbaycan beyleri bu haktan mahrum edilir. Yalnız ferd olarak Rus ve Gürcü’ “Asilzâde” sinin malik olduğu hak ve vazifeyi haiz idiler. Rusya hükümeti himaye ettiği beylere yalnız iktisadî değil, işaret edildiği üzere idarî bir takım imtiyazlar da veriyordu ki bu, halk ile bilâ-vasıta temasa gelen ve derecesi kaymakamlık rütbesinden öteye geçmeyen ufak zabıta hizmetlerinden ibaret idi.

Ta’bir-i diğerle, / / çarizm, hanların elinden gasp ettiği hakimiyeti, kendine minnettar ettiği beylerle -biraz olsun- bölüşüyordu. İşbu süyaset neticesinde han kapısında kulluk etmiş beylerden ve bu beylere mensup ailelerden çar siyasetine hizmet ve kendi halkına ihanetleri ile temâyüz eden tipler zuhur eylemiştir.

1847 senesinde ikinci bir idare ile çar hükümeti taht-ı idarelerinde bulunan köylüye aile başına mahdud miktarda bir arazi vermesi için beyleri icbar etmiş ise de, Rusya ile Gürcistan’da olduğu gibi, köylünün, isterse zer’ ettiği araziyi beyden satın almak hakkını tanımamıştır. Şarkî Kafkasya köylüsünün 1912 senesine kadar devam eden bu hukuksuzluğu Azerbaycan iktisadiyyat ve içtimaiyyatının inkişafında pek büyük bir engel teşkil eylemiş, Türk köylüsünü istihsal sahasındaki en mühim hareket amilinden mahrum bırakmıştır.

Zabıta ve askerî teşkilat nokta-i nazarından Kafkasyalılar’a faik olan Rus idaresi, işin ibtidasında, yeni istila ettiği bu memleketlere yüksek bir iktisat ve siyaset kültürü götürmüş değildi. Ruslar Şarkî Kafkasya’da kendilerinin vâkıf olmadıkları yüksek zira’at sahası bulmuş, pamuk zira’ati ile ipek imalinden fazlası ile istifade etmiş, suvarma işindeki  yerli “Mîrâb” teşkilatı son zamanlara kadar Rus idare-i miyah nizamnâmesinin esasını teşkil eylemiştir. Revan hanlığındaki suvarma teşkilatı, Rus müverrihlerinin de tasdikine göre, zamanının numûne-i emsal bir teşkilatı imiş. Gence Ruslar tarafından zaptedildiği zaman cam ve şişe imalathaneleri ile dört yüze karîb ipek fabrikası ve şehrin civarında, Bayan, Siyah, Daşkesen nam mevki’lerde de demir ocakları çalışmakta imiş. Dağıstanlılar Şirvan’a hücum ettikleri zaman burada zapt u târâc olunan Rus tüccarına mahsus emti’anın fiatı dört milyon rubleye baliğ imiş ki bu, o zaman için pek mühüm bir yekûndur. Şirvan’ın kadim zamanlarda Venedikliler, hatta İngilizlerle ipek ticaretinde bulunduğunu nazara alırsak, burasının mine’l-kadim mühüm bir ticaret yeri olduğunu anlarız. Bakû petrölü bugünkü kadar olmasa da, zamanına göre Şarkî Kafkasya’nın servetlerinden addolunurdu. Hasılatının Derbend müstahfizlerine tahsis olunduğuna nazaran Bakû neftinin daha Araplar zamanında iken iktisadî bir ehemmiyeti haiz olduğuna hükmedilebilir.

Bundan yarım asır evveline kadar Kafkasya medeniyyet ve iktisadiyyatında Rus idaresinin büyük bir te’siri olmamıştı. Bu te’sir belki de ma’kus idi. Hanlıklar devrinde Vakıf gibi yüksek ve saf Türk şairıne malik olan Azerî edebiyatı bir sükûn devri geçirdiği gibi mi’mârî // eserlerde dahi büyük  inhital vardı. Hiç bir şey değilse de, Bakû’deki kadîm mezaristandaki sanduka ve baş taşları mukayese edilince bu intitat bütün mevcudiyetiyle görülür; oradaki eserler birer bedi’a-yı sanat, buradakilerse her türlü zevkten mahrum. Yalnız şehirde değil, etrafındaki köylerde de aynı mukayeseyi yapmak kabildir.

XIX. asrın sonralarına doğru Kafkasya hayatında pek mühim bir hadise vuku’ bulur. O zamana kadar kendi mühiti ve kendi âleminde “natürel” iktisat sistemi dahilinde yaşayan memleket derin bir buhranla sarsılır. Askerî bir maksatla inşa olunan demiryolu Cenubî Kafkasya’da iktsadî pek büyük bir inkılabı mucip oluyordu. Hazar denizi ile Karadeniz’i yekdiğerine rabt eden bu yol, Kafkasya’yı cihan pazarına çıkarıyor. Aynı zamanda eskiden beri pek mahdud bir miktarda işleyen Bakû petrolünün vasi’ surette ihraç ve istihlakını mu’cip olan bu hadise, Kafkasya’nın umumen, Şarkî Kafkasya’nın da hususen kapitalizm ve burjuva devr-i inkişafına girmesini temin ediyor.

Yukarıda çar hükûmetinin Gürcistan asîlzadelerine zümrevî teşkilat hak ve salahiyyeti verdiğini söylemiştik. Ortodoks Gürcü asilzadelerinin çar ordusunda ihraz ettikleri büyük rütbelerle idare işlerinde aldıkları yüksek memuriyetler ma’lumdur. Gürcüler de dahil olduğu halde “Rus silahının şan ve şerefini yükseltmek” için Kafkasyalılar’a karşı şiddet ve hareketle reftar eden, başta kahraman Gence olmak üzere, bütün memleketi ateş ve kılıçtan geçiren ve nihayet Bakû kapılarında katledilen general Sisiyanov Moskova’da terbiye almış Gürcü knyazlarından idi. Sisiyanov gibi Rus idaresine sadakatle hizmet eden ne kadar Gürcü “Aznavur”ları vardır. Askeri ve mülki hususlarda Gürcü memurlarını istihdam eden çar idaresi, ticaret ve iktisadî hayat sahasında da, tarihi mukadderatları hasebiyle, ticaret sınıfları münkeşif bulunan, Kafkasya’nın diğer Hristiyan milleti, Ermeniler’e istinad ve bu cihetle de kendilerini bi’l-hassa himaye ediyordu.

<< Əvvəli | < Geri | İrəli > | Sonu >>

*[1] Nadir gibi Ağa Mehemmed Şah da kendi nökerleri (hizmetçileri-Naş.) tarafından katledilmiştir. Bu hadise Karabağ’da vuku’ bulmuştur.

*[2] Şarkı Kafkasya ile Dağıstan’ı tamamiyle râm edebilmek için Rusya imparatorluğu Dağıstan’da 50, Şimâlî Azerbaycan’da da 30 sene  uğraşmıştır.

*[3] İran tabiyetinde bulunan Gürcistan kralı İrakli Rusya’ya dahilî istiklalini muhafaza etmek şartıyle iltihak eylemişti. Fakat sonra, Rusya, ahdini nakz edince, İrakli’nin oğlu prens Alexandr İran’a iltica ederek, Rusya aleyhine mücadeleye devam eylemiştir. Alexandr Mirza’nın birçok zaman Gence hanı Cevad Han tarafından himaye edilip Gence’de misafır olduğu ma’ruftur (M.E).

*[4] Şah Halillullah’dan bakî kalan Han Sarayı mülhakatından olan Divanhane binası orta zaman İslam medeniyetinin en mümtaz âbidesini teşkil etmektedir. Divanhane medhalini tedkik eden bir Rus mühendis bunu “tahaccür etmiş musikî” diye takdir eylemiştir.

*[5] Cevad Han`ın şehadetini müte`akip şehre giren Rus ordusu ahaliyi katliama maruz bırakmış ve Şah Abbas Camiî`ni iltica eden çoluk çocuklar, kadınlarla ihtiyarlar ve ailelere dahi rahmedilmeyerek burada 500 kadar âdem kılıçtan geçirilmiştir (1804) (M.E.)